Kim? Pelin Aytemiz
Ne? Hayal ettiklerini yaşayan biri.
Ne Yapar? Ne yapıyorsa severek yapar.
Nerede? Kendini “evde” hissettiği her yerde.
Nasıl? Ufak tefek şeyleri bulup, minik ayrıntıları görerek…
Pelin Aytemiz kim ki? Nereden geldi, Nereye gidiyor?
Kendini bildi bileli öğrenci. Şu aralar; Bilkent Üniversitesinde doktora öğrencisi ve Sri Govinda Math Yoga evinde Sripad Ramaray Das’ın öğrencisi. 1982’de biryerlerden dünyaya geldi, ölüme doğru gidiyor, bu arada da yaşadıklarını fotoğraflayıp anılar biriktiriyor, kendiyle uğraşıp öğrenmeye çalışıyor.
Senaryosunu yazıp yönettiği Forget Me Not gibi bir filmi yapmak nereden aklına geldi? Onu harekete geçiren etkenler neydi?
İlk tezi; Bilkent Üniversitesinde eleştirel fotoğraf kuramına dayanarak yazdığı “Spectral Images: Dispossesed Photographs Circulating in Antiques Markets in Turkey“. Bu tez üzerinde çalışırken Roland Barthes, Susan Sontag, Kaja Silverman, Geoffrey Batchen gibi felsefecilerin dünyaları kendisini kuşatıyor. Fotoğraf’ın basit bir objeden çok, aslında ölümü gözler önüne seren kırkıştırıcı ve çok anlamlı bir nesne olduğunu keşvediyor sayelerinde. Öyle ki bir fotoğraf çevresinde örülebilecek minik bir çok hayali hikayeyi tezine katamamanın huzursuzluğunu yaşayıp duruyor. Tezi bitiyor, ama fotoğraf ve ölümle derdi bitmek bilmiyor. Aklına takılanlar dönüşüp bir senaryo haline geliyor. İstanbula taşınıp Bilgi Üniversitesinde Sinema TV Bölümüne filmini çekmek için giriyor. Forget Me Not’ı tutkuyla yapıyor.
Filmi birçok festivalde gösterildi. Bu deneyimi nasıl tanımlar?
Dünyayı gezmek için eşi benzeri olmayan bir fırsat. Film izleyip, sizinle ortak ilgi alanları olan insanlarla buluşup, yaptıklarınızı paylaşıp, rengarenk deneyimler yaşamak, doyasıya hissetmek, alıştıklarınından bir süreliğine uzaklaşmak ve sonra dostlarla tekrar dünyanın başka bir ucunda buluşmak.
Forget Me Not’ı henüz izlememişler varsa ne yapmalı? Nasıl izler? Korsan DVD’si çıkar mı?
Forget Me Not sürekli Festivallerin peşinde… Bir orada bir burada, karşılaşmak lazım…
Bunun yanında zaten Fotoğraf üzerine araştırmalar yapıyor, alışılmamış kavramlar üzerinde çalışıyormuş. Ne kadar alışılmamışlar?
Doktora tez konusu Ölüm ve Fotoğraf yine. Ama bu sefer fotoğrafın memento mori özelliğinden çok, ölü bedenlerin fotoğraflandığı pratiklerden biri: post-mortem photography. Canlı gibi giydirilip süslenen ve sanki uyurken yakalanmış gibi kamera karşısında poz verdirilen çok sevdiklerimizin cansız bedenleri… Alışılmamış çünkü bizim kültürümüzde ölü ve ölüm çok mahrem.
Bir de Gezici Festival var hayatında! O konuda neler söyler?
Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Gezici Festival (Festival on Wheels) ekibinin bir parçası. Gezici Festival yerinde duramayan özel bir festival. Sineması ve festivali olmayan yerlere festival ruhunu ve dünyanın heryerinden gelen sinemacıları ve filmleri götürüyor, ilginç karşılaşmalar yaratıyor. Festivalin durakları olan Bursa, Kars ve bu sene ise Artvin’de koşturdu.
2010′dan beklentileri neler? Yeni projeler var mı?
Hindistan’a gitmek istiyor. Uzun süre orada avare avare, uzak uzak, bir başına dolaşmak istiyor.
Türkiye’de gerçekleştirmek istediği, fakat mümkün olmadığını düşündüğü bir projesi var mı?
Genelde hayal ettiklerini gerçekleştiriyor. Bunu yaparken de konu ne kadar alışılmamış da olsa sakin ve kendine engel yaratmadan yapmaya çalışıyor, o yüzden Türkiye’de bulunuyor olmayı bir zorluk olarak görmüyor, tersine burada keşfedilmeyi, araştırılmayı bekleyen gizli kalmış birçok konu olduğunu düşünüp kendini şanlı hissediyor. Gezip gezip evde çalışmak güzel.
Peki, tüm bu yoğunlukta dinlenmeyi nasıl başarıyor?
Yoga! as science of life…
En son izlediği ve etkilendiği film hangisidir?
Berlin Film Festivali’nde Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmini izledi. Sinematografisi ve son sahnesi…
Son olarak?
Bir de, yeni bir film çekmenin vakti gelse keşke diye düşünüyor…
Eksik kalan yeri tamamlayıvereyim:
Bıraktığı izlenim: Sorumluluğunu kavramış, yüksek disiplini sempati ve pozitif enerji duyumsatarak yumuşatan somut tebessüm…
Merhaba.
Fotoğraf çok güzelmiş.
Sevgiler.
Ehe.
Pelin en soğuk günlerde bile insanın içini ısıtan, etrafına sürekli ışık saçan, yaratıcı, çalışkan, zeki, güzel tek kelimeyle “prima” bir insan…
Kendisiyle çalışmak çok keyiflidir.Bakışından,gülüşünden,sesinden pozitif enerjiyi hemen alırsınız.Bu sebeple ben şanslı bir kimseyim
))
Şans kapılarınız ardına kadar açık,başarı yolunuz aydınlık olsun.
Sevgiler.