Muzaffer Malkoç
Kategori: Röportaj

Kim? Muzaffer Malkoç.

Ne? Beyaz yakalı göçebe.

Nerede? Kendinde.

Ne zaman? Her zaman.

Nasıl? Doğrudan.

Muzaffer Malkoç kim ki? Goa’da ne işi var?

O benim ve orta yolu bulmaya çalışıyorum. Herkesin, herşeyin aynılaştığı bir dünya fikrinin insanlık tarihinin görüp görebileceği en radikal planın bir parçası olduğuna inanıyorum ve bunun orta yolu bulmakla hiç alakası yok… Bu yüzden mevcut sisteme göre anormalim. Bazen dindar, bazen korkak, bazen cesur, bazen öyle, bazen böyle, çoğu zaman ahlak dışıyım. Şu sıralar iki buçuk sene önce kurduğumuz iGOA’nın yaratıcı yönetmenliğini yapıyorum, yarın Nepal’de bir keşiş olabilirim, öbür gün İstanbul’da deniz kıyısında balık ekmek satabilirim, podyumlarda boy gösterebilirim.
Kendi türümün yeryüzündeki serüvenini izlemek için sürekli seyahat halindeyim, bu seyahatler sırasında yolumuz Hindistan’dan geçti. Dışarıdan bakıldığında Goa’ya gittik gibi görünüyor ama aslında yaptığımız şey hayallerimizin peşinden koşmaktan ibaret. Goa dediğimiz sadece bir yer değil, oradakilerin de dediği gibi Goa bir ruh halidir: Orada kendimiz oluyoruz, o yüzden hep o ruh halinde, buradayken de Goa’dayız.

iGOA hangi markalarla çalışır? Bu konuda seçici mi?

Her marka ile çalışabiliriz, ama iş profesyonel bir paslaşmadan ziyade emir komuta zinciri haline dönüşebilecek nitelikteyse o tür bir çalışmanın içerisine girmiyoruz. Biz müşterilerimizin hedeflediklerini onların hayal edebildiklerinden daha iyi bir şekilde yaptığımızda kendimizi bir iş yapmış olarak kabul ediyoruz ve bundan taviz vermeyi hiçkimse açısından kârlı görmüyoruz.

İnternetin kişiler ve markalar açısından önemi ne?

İnternette pek çok insan (zaman zaman ben de dâhil) kendilerine yeni bir kimlik oluşturup buna uygun hareket edebiliyor. Her ne kadar bir yalanmış gibi görünse de ben bu durumu gerçek hayatta takılan maskelerin çıkarılması olarak görme eğilimindeyim. İnternetin insanlara hayallerini test etme fırsatını verdiğini düşünüyorum. Burada gerçekte olmak istediğiniz herhangi bir şey olabiliyorsunuz ve bunun avantaj-dezavantajlarını görüp ona göre kendinize bir yol çizebiliyorsunuz.

Markalar açısından da benzer bir durum söz konusu. Markalar gerçekte ne olduklarını daha iyi anlatabilecekleri bir ortamla tanıştılar. Artık anlatılmak istenen şey aynı anda hem sesle hem yazıyla hem de onla bunla doğrudan hedef kitleye gönderiliyor ve bu mecranın hakkını veren bütün markalar marka değerini arttırmaya başladı. Aksi durumlar da var elbette, bazen dergilerde ilanlarını görüp çok etkilendiğimiz bazı markaların internetteki halleriyle yüz yüze gelince, o markalara yüklediğimiz pek çok şeyin aslında yalan olduğunu da anladık.
Hem markalar hem de kişiler için internetin önemli bir getirisinin de “dil”le ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne kadar sevilmese sürekli eleştirilse de internette basitleştirilmiş bir iletişim dili ortaya çıktı. Herkes anlaşılmamaktan şikayet eder, bu internette özellikle yazılı iletişimde çok daha ciddi bir sorun haline gelir. Ancak yıllar süren bir chat geçmişi sonunda çok sadeleşmiş, ikonlarla farklı bir yöne çekilmiş yeni bir dil oluştu. Yazar olmadığı halde, herkes artık eskisinden çok daha fazla yazı yazıyor ve okuyor; mailleri, anında mesajlaşma servislerini, sms’leri düşünün, her gün saatlerce bilgisayarının başında oturup yazar olmadığı halde yazı yazan insanlar var. Kullanıcıların oluşturduğu bu dil, az kaynakla çok şey ifade edebilme becerisine sahip, kendi içerisinde anlamı tartışılmaz olan bir takım kalıpları var ki bu, karşı tarafın okuduğunu %100′e yakın bir kesinlikle yazarın yazdığı şekliyle anlamasına yardımcı oluyor. Karşımızdakinin el kol hareketlerini, yüzünü görmeden sadece yazılanlardan çok net ve doğru anlamlar çıkartabilir durumdayız. Bunun uzun vadede insanların birbirlerini daha doğru anlamalarına imkan verebilecek basitleştirilmiş bir ifade biçimine zemin hazırlayacağına inanıyorum. Daha da bir sürü şey var.

Kristal Elma ödüllü Nil Karaibrahimgil’in alt benliğinin resmi sitesi Nil Takipte’nin tasarım aşamasında hafızada yer edenler?

Tasarım tanımakla başlıyor. Bu projede de biz Nil Karaibrahimgil’i tanımaya çalışarak işe başladık. Ancak Nil’i tanıdıktan sonradır ki hazırlamayı düşündüğümüz web sitesi kafamızda son halini aldı. Web sitesini yapıp teslim edebilirsiniz, bu çok güzel bir iş olabilir ya da öyle bir işe soyunursunuz ki, bayrak teslimi şeklinde müşterinize verdiğiniz iş ancak o müşteri koşuya devam ederse gerçek değerini bulur. Nil’i tanıdıktan sonra böyle bir bayrak yarışını beraberce yapabileceğimizi gördük tasarladığımız site, ne olursa olsun ancak Nil buna devam ettiği sürece anlamlı olabilecek bir şeydi ve bu oldu. Böylesi bir uyum, çok rastlanabilen bir şey değil.

Biz Nil’in alt benliğinin resmi sitesinde ışıklı masa üzerinde Nil’e ait bilgilerin incelendiği bir alan yaratmayı hedeflemiştik. Ulaştığımız grafik sonuca dikkat ederseniz site grafiğinin tamamen içerikten oluşturulduğunu görürsünüz. Yani sitede navigasyon aynı zamanda içeriktir ve içerik aynı zamanda sitenin grafiğidir. Grafik ara yüzü oluşturan bütün birimler her manada fonksiyoneldir. Bu amaca ulaşırken ilham aldığımız şey, Mimar Sinan’ın yapılarındaki iç mekân dış mekân arasındaki uyum sağlama yöntemiydi. Sinan eserlerine dışarıdan baktığınızda içerisinin ne olduğunu anlayabilirsiniz, çünkü inşaatın iskeleti kendiliğinden dekoratiftir, mekânda hiç dekorasyon olmasa da yapı muhteşem görünür. Bizde buradan hareketle sitenin içeriğini öyle bir şekilde sunduk ki navigasyon içerik ve grafik tek bir şey oldu ve site bu yönüyle kendini benzerlerinden ayırmayı başardı.
Bu süreçte kişisel olarak öğrendiğim unutulmaz başka bir şey ise güzelliğin her zaman bir avantaj yaratmadığı. Nil örneğinde, bir insanın güzel olmasının, onun zeki, yetenekli vb. gibi becerilerinin önüne geçtiğini ve bundan kurtulmanın bir yolu olmadığını gördüm. Düşünsenize siz Spinoza derken, karşınızdaki evet evet peki saçınız perma mı diye soru sorabiliyor. Hem güzel görünüp hem akıllı olmak kabul edilemez bir durummuş, onu anladım.

iGOA’yi diğer dijital reklam ajanslarından ayıran ne?

Onlar oy peşinde politika yapıyorlar, biz ise devrimden yanayız..

Reklam ajansı ofislerinin diğer çalışma alanlarına göre daha eğlenceli olduğu bilinir. iGOA’nın çalışma ortamı nasıl?

Tütsülü, bol meyve sulu, ayurvedik, dumanlı, müzikli, çok kültürlü, çok dilli, çok cinsiyetli, çok renkli, çok hareketli… Ayrıca, hepimiz göçebe bir hayat sürüyoruz, herhangi bir mekâna, fikre, kişiye ya da şeye bağlılığımız yok, her yer bizim ve aynı zamanda da hiç kimsenin… Bir tekne alıp ekip halinde kıyı kıyı dolaşmak ya da karavanı ofis yapıp Moğolistan çöllerinde online olmak istiyoruz. Dünyanın her yerinde tek tek insanların böyle hayalleri var elbette, iGOA’da biz ajans olarak böyle şeyleri hayal olmaktan çıkartıp gerçeğe dönüştürüyoruz. Goa ofisimiz bunun ilk yaşayan örneği. Nepal’e kampa gitme planlarımız var. Ben Sibirya’yı merak ediyorum, bir de dünya yörüngesinde ofis projem var ama bu konuda istediğim desteği henüz bulabilmiş değilim.

www.igoa.in

2 Yorum : “Muzaffer Malkoç”

  1. Yasemin Karaca says:

    söyledikleriniz çok etkileyici, sizinle aynı kayıkta seyahat etmek isterim. :)

  2. Size bayılıyorum ve çok kıskanıyorum napıcaz:) Muckkkkkk

Yorum Yaz

PUKKADANK